Ölüm ve Rüya Arasında

Bugün bilgisayarımda eski dokümanlarımı karıştırırken 17 yaşımdayken yazdığım bir hikaye dikkatimi çekti. Tam tarihini hatırlamadığım bu hikayeyi, öleceğimi sandığım bir gece yazdığımı hatırlıyorum. İnsan bunca yıl sonra, çok yoğun yaşadığı bir hissin kırıntılarına şahit olduğunda garip hislere bürünüyor. Edebi açıdan ve kurgu açısından çocukça belki ama, en azından o zamanki bir çocuğun psikolojisini görebilmek adına ilginç bir hikaye. Aşağıda bu hikayeyi noktası-virgülüne dokunmadan paylaşıyorum. Tahmin edebileceğiniz üzere “Murat” dışındaki isimler gerçek değil.

***

Gecenin yarısında ve aynı zamanda uykusunun da yarısında, aniden uyanıverdi Murat. Sanki birisi çağırıvermişti onu. Kalktı, etrafına şöyle bir bakındı. Bakışları sanki hiç uyumamış gibiydi. Ani bir hareketle odasının hemen yanındaki telefona yöneldi. Aklına birden bir telefon numarası geldi ve araması gerektiğini düşündü. Neydi, eee, 2, 8… Evet, evet! Hatırlamıştı. Bu sınıf arkadaşı Bilge’nin telefon numarasıydı. Hemen çevirdi…

Bilge, hem telefona yakın olduğu için, hem de uykusu hafif olduğu için hemen uyanıverdi. Normalde bir insanın böyle bir durumda hemen aklına arayanın kim olduğu, kötü bir haber olup olmadığı gelmesine rağmen, Bilge’nin aklına ilk gelen şey telefonu açmak oldu. Çok uykusu vardı. Öyle ki; gözlerini henüz doğru düzgün açamamıştı bile. Telefonu açtı;

-Alo…
-Alo, Bilge. Ben Murat.
-Aa, Murat, sen misin? Hayrola bu saatte.
-Bilge sana çok önemli bir şey söylemem gerekiyor.
-Buyur, dinliyorum.
-Bilge bak. Eğer ben senden önce ölürsem, lütfen kendini benim için yıpratma olur mu?
-O ne biçim söz öyle Murat! Neler diyorsun sen!
-Boş ver şimdi. Dediklerimi anladığını umuyorum. Hadi iyi uykular.
-Sana da…

Bilge hemen yattı. Murat ise hâlâ birisi ona sesleniyormuş gibi etrafına bakındı ve biraz sonra o da yattı…

Murat’ın annesi sabah erkenden kalkarak mutfağa yöneldi. Saat 7:30 civarıydı. Kahvaltı hazırlaması gerekiyordu. Çünkü Murat’ın bugün dershanesi vardı. Güzel bir çay demledi, iki yumurta kırdı, birkaç reçel koydu sofraya. Murat’ı uyandırmak için Murat’ın odasına yöneldi. İçeri girdiğinde gördüğü manzara karşısında ürktü. Çünkü Murat üstü ve gözleri açık bir şekilde boylu boyunca yatıyor ve hiç hareket etmiyordu. Annesi Murat’a biraz yaklaştı ve bağırarak kendini yere attı. Eşinin çığlığıyla uyanan babası hemen yatağından fırladı. Bu arada aynı odada yatan kardeşleri de uyanmıştı. Babası Murat’a yaklaştı ve kulağını Murat’ın kalbine götürdü. Ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Evet Murat’ın kalbi 17 sene sonra duruvermişti. Evde Murat dışında herkes ağlıyordu.

Yarım saat sonra kendine gelen baba hastaneyi ve akrabalarını aradı. 10 dakika içinde bir ambulans gelip Murat’ı aldı. Ambulansta hemen ölüm teşhisi kondu.

Yarım saat sonra da Murat’ın sınıf arkadaşı, aynı zamanda dershane arkadaşı Serhat evi aradı. Murat’ın dershaneye geç kaldığını söylediğinde babasından aldığı cevap onu şok etmişti. Haberi hemen dershanedeki diğer arkadaşları İsmail, Mahmut ve Okan’a iletti. Onlar da bu ani haber karşısında şok olmuşlardı. Zaten hangi ölüm haberi ani değildi ki?

Murat’ı sedyeyle morga doğru götürüyorlardı. Birkaç akraba şimdiden orada hazırdı. Sedyeyi götüren görevliler yanlışlıkla sedyeyi sedye yolundan geçirmek yerine merdivenlere doğru sürünce, sedye kontrollerinden çıktı ve zıplayarak bir alt kata kadar indi. Şükür ki Murat’ın cesedi yere düşmemişti. Sadece zıplamanın etkisiyle ters dönmüştü. Akrabalar bu manzara karşısında attıkları çığlıklarla acılarını gösterdiler. Hemşire hemen Murat’ın yanına koştu. Ama o da ne? Murat’ın sırtında bir hareketlenme vardı. Evet, evet. Yanlış görmüyorlardı. Murat kolunu kaldırmaya çalışıyordu. Belli ki, sedyenin düşerken Murat’a uyguladığı sarsıntı Murat’ın kalbinin yeniden çalışmasını sağlamıştı. Bu sefer de bir çığlık hemşireden geldi. Fakat bu sevinç çığlığıydı. Bu çığlığı duyan akrabalar Murat’ın başını kaldırdığını görünce kimisi bayıldı, kimisi sevinçten daha hızlı ağlamaya başladılar…

Ertesi gün yani Pazartesi günü okul günüydü. İstiklal Marşı ve okul müdürünün konuşmasından sonra bütün sınıflar içeriye girdi. Murat’ın sınıfı da içeriye girmişti. Başkan yoklamayı yapmaya başladı. Sınıfta gelmeyen sayısı dörttü. Murat’ın yanı sıra Serhat, Mahmut ve Okan da yoktu sınıfta. Derken neşeli sınıfa oldukça kederli ve hüzünlü bir yüz ifadesiyle Serhat ve arkasından aynı yüz ifadesine bürünmüş Okan ve Mahmut girdiler. Hepsi ağlamaklı bir ifadeyle bakıyorlardı. Bilge durumdan şüphelenmişti. Okan’a;

-“Ne oldu Okan? Neyiniz var?” diye sordu. Okan;
-“Serhat birazdan söyleyecek” dedi.
-“Yoksa Murat’a bir şey mi oldu?” dedi Bilge.
-Çatlama işte, Serhat söyleyecek dedik.

Serhat birden toparlandı, tahtanın önüne geçti ve seslendi;

-“Arkadaşlar!”

Sınıftan çıt çıkmıyordu.

-“Maalesef size kötü bir haberim var.”

Bilge endişelenmeye başlamıştı.

- “Murat geçen akşam vefat etmiş…”

Bu sözle bütün sınıf ayaklanmıştı. Bilge, Okan ve birkaç kız gözyaşlarına hakim olamamıştı.

“Nasıl olmuş?” sorusuna Serhat;

- “Cumartesiyi Pazara bağlayan gece aniden uyanmış, bir telefon görüşmesi yapıp tekrar yatmış. Sabaha yatakta cesedini bulmuşlar. Sanırım kalp krizi imiş.”

Bunu duyan Bilge ağlama sesini daha da arttırmıştı. Bazen yanındaki Esra’ya sarılarak, bazen de sıraya kapanarak, bağırarak ağlıyordu. Okan da kendisini tutamıyor ağlıyordu. Bilge ağlayışları esnasında arkasında bir elin saçlarını okşadığını hissetti. Fakat yavaşça arkasına dönüp baktığında hiç kimse olmadığını fark etti. O acıyla hiç bir şey düşünemeden ağlamasına devam etti. Sınıf yastaydı.
Okulda bütün bunlar olurken, Murat ise hastahanede kendi odasında akrabalarıyla sohbet ediyordu. Aklına birden sınıf geldi. Acaba okula haber verse miydi? Fakat nasıl olsa yarın okula gidebilecekti. Bu nedenle gerek duymadı.

Akşam olup Murat eve taşındığında evde iğne atsanız yere düşmeyecek şekilde bir kalabalık vardı. Murat’ın ölüm haberini duyan herkes akın akın Murat’ın evine geliyordu. Bütün herkesin hedefi de tabii ki Murat’tı. Herkes Murat’a ölü geçirdiği andan neler hatırladığını soruyordu. Murat’sa her sorana defalarca bir şey hatırlamadığını söylüyordu.

Murat’ın sağ olduğunu gören bir çok akraba evi terk etmişlerdi. Fakat yolu uzak olanlar ve birinci dereceden akrabalar o geceyi Muratlarda geçireceklerdi. Murat da ertesi günü okula gitmek istediğini söyleyerek erkenden yattı.

Sabahleyin Murat büyük bir kalabalık eşliğinde kaldırıldı. Harika bir kahvaltı ve bolca harçlıkla yola çıktı Murat. Fakat geç kalmıştı. Hem de oldukça geç. Ancak üçüncü derse yetişebilecekti. Ama olsundu. Nasıl olsa bahanesi vardı. O geçen gün ölmüştü.

Murat bu düşünceler içerisinde okula doğru gelirken sınıfta yas devam ediyordu. İlk iki ders Beden Eğitimi olmasına rağmen kimse ders yapmamıştı. Murat’ın sırası çiçekler ve Murat’a notlarla doluydu. Üçüncü ders Edebiyat Tarihi’ydi. Ders öğretmeni haberi alınca ders yapmaktan vazgeçti ve Murat hakkında konuşulmaya başlandı. Sevgi ona karşı yaptığı yanlışlıklardan çok pişman olduğunu söylüyor, yanındaki Melda da Hazırlık sınıfında Murat’la aralarındaki sıkı dostluktan bahsediyor, sınıfın diğer kalan üyeleri de tek tek Murat’la olan konuşmalarını ve ufak da olsa anılarını anlatıp duruyorlardı. Dersin yirmi dakikası geride kalmıştı. Birden kapı çalındı. Öğretmenin gel sesine cevap gelmedi. Yine kapı çalındı bu sefer öğretmen gel demek yerine kapıya gitti. Kapıyı açtı ve duvarın hemen yan tarafında duran Murat’ı gördü.

Öğretmen gayet şaşkın bir ifadeyle:

-“Murat, sen ölmedin mi? Sınıfta herkes seni öldü biliyor” dedi.
-Evet hocam. Gördüğünüz gibi ölmedim. Demek ki yapmam gereken birkaç şey daha varmış.
-Şimdi ne yapacaksın? İstersen bir arkadaşlarına görün.
-Görüneceğim ama, acaba birden sınıfa girmem iyi olur mu?
-Doğru söylüyorsun. Sınıf perişan halde. Eğer birden içeri girersen, kötü şeyler olabilir.
-Ne yapalım dersiniz hocam?
-Bilmem ki. Sen arkadaşlarını daha iyi tanıyorsun. Onlara nasıl alıştırarak söyleyebiliriz?
-Hocam, ben size maceramı anlatayım. Siz içeride bunu yavaş yavaş aktarın. Bitince de beni sınıfa alırsınız. Nasıl olur?
-“Güzel fikir, sen bana anlat hemen” dedi hoca ve bütün hikayeyi dinledi. Daha sonra sınıfa girdi ve konuşmaya başladı:
-Çocuklar, size çok hoş bir olay anlatacağım

……………………………………….

Murat, Bilge’nin de istemesi üzere olay anında hatırladığı tek şey olduğunu söylediği rüyayı anlatmaya başladı:

- Pazartesi günüydü. Annem beni yataktan kaldırdı. Fakat yüzü oldukça solgundu. “Neyin var anne?” dedim. “Bilmiyorum” dedi. Sonra kahvaltı yaptım. Fakat geç kalmıştım. Sınıfa beş-on dakika geç girebilecektim. Yola çıktım. Yolculuk o kadar zevkli gelmişti ki anlatamam. Adeta uçuyordum. Okulun önünde indim. Minibüse para vermeyi de unutmuşum. Okulun dış kapısı kilitliydi, üzerinden atlayıp geçtim. Ama öyle bir sıçradım ki, bir an kanatlandığımı zannettim. Okula girdim. Sınıf kapısının önüne geldim. İçerden çok ses geliyordu. Kapıya vurup girdim. Fakat hızlı vuramadım herhalde ki, hiç ses çıkmadı. Öğretmenden özür dileyip yerime yönelmiştim ki, sınıfın durumu dikkatimi çekti. Herkes çok üzgün görünüyordu. Sana neler olduğunu sormak için yaklaştım. Başın sıradaydı. Belli ki ağlıyordun. İkinci kez yanımda ağlıyordun. Neler olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Saçını okşadım, başını kaldırıp şöyle şaşkınca bana baktın. Fakat sanki beni görmemiş gibiydin. Hiçbir tepki vermedin. O sırada gözlerimi açtım ve tam karşımda amcamın oğlu vardı. İşte bu kadar…

Bu anlatılanlar Bilge’yi yine gözyaşlarına boğmuştu. Fakat bu sefer Murat da ağlıyordu. Ah, neler olduğunu bir anlayabilseydi….

Yorumlar

  1. 1Harun Çıplak

    ….Ancak üçüncü derse yetişebilecekti. Ama olsundu. Nasıl olsa bahanesi vardı. O geçen gün ölmüştü.

    Samimiyet dolu ve hissiyatını başarı ile aktarırken mizahı da ıskalamayan bir kalem.
    Teşekkürler paylaşımın için.

  2. 2Ali YILDIZ

    Gitmek ile gelmek arasındaki ince çizgi bu olsa gerek. Harika bir kurgu Murat abi merakla yeni yazılarını bekliyorum.

    İyi Çalışmalar

Yorum Yazın

XHTML: Bu XHTML kelimelerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong> <pre lang="" line="" escaped="">

© 2007, muratcorlu.com