<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Çorlu &#187; Murâdî</title>
	<atom:link href="http://muratcorlu.com/tr/kategori/muradi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://muratcorlu.com/tr</link>
	<description>"Gölgede duranın, gölgesi olmaz"</description>
	<lastBuildDate>Fri, 30 Apr 2010 10:53:02 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Haiti&#8217;ye el uzatmak</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/haitiye-el-uzatmak/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/haitiye-el-uzatmak/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2010 00:49:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[yardım kampanyaları]]></category>
		<category><![CDATA[yardımlaşma]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/tr/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Güzide(!) basınımız gereken ilgiyi göstermese de, yabancı kaynaklardan görünen o ki, Haiti&#8217;de bir insanlık dramı yaşanıyor. Çok büyük bir felaket, milyonlarca insanı derinden etkilemiş durumda ve Dünya&#8217;nın geri kalanı büyük bir imtihan daha veriyor. Ben de hepinizi insanlık adına Haiti&#8217;ye yardıma davet ediyorum. 5 lira veya 500 lira, miktar önemsiz. En azından tarafınızı, kaygınızı, üzüntünüzü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-124" title="Haiti" src="http://muratcorlu.com/tr/depo/icerik/haiti.jpg" alt="Haiti" width="200" height="160" style="float:left;" />Güzide(!) basınımız gereken ilgiyi göstermese de, yabancı kaynaklardan görünen o ki, Haiti&#8217;de bir insanlık dramı yaşanıyor. Çok büyük bir felaket, milyonlarca insanı derinden etkilemiş durumda ve Dünya&#8217;nın geri kalanı büyük bir imtihan daha veriyor. Ben de hepinizi insanlık adına Haiti&#8217;ye yardıma davet ediyorum. 5 lira veya 500 lira, miktar önemsiz. En azından tarafınızı, kaygınızı, üzüntünüzü ortaya koyacak bir hamlede bulunun.</p>
<p>Şu adresten bağışta bulunabilirsiniz: <a href="http://www.kimseyokmu.org.tr/Support.aspx?InDbId=71">http://www.kimseyokmu.org.tr/Support.aspx?InDbId=71</a></p>
<p>Depremin etkisiyle ilgili bir izlenim edinebilmek için de <a href="http://blogs.denverpost.com/captured/2010/01/13/earthquake-in-haiti/">http://blogs.denverpost.com/captured/2010/01/13/earthquake-in-haiti/</a> adresindeki fotoğraflar incelenebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/haitiye-el-uzatmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çiçeğin ettiği</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/cicegin-ettigi/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/cicegin-ettigi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 19:55:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıksız aşk]]></category>
		<category><![CDATA[sevdiğin kıza çiçek hediye etmek]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/tr/?p=117</guid>
		<description><![CDATA[Ah be abim, iş mi bu yaptığın? Sevdin diye kendini adam sandın. Sevdiğinin kalbini kırmaktaki hünerin, Başka kimde var, bilemedim. Diyor ki, &#8220;bu ne cesaret, anlamadım&#8221; Bilmez ki, korkundan titredin Ettin bir çuval inciri ziyan Bir çiçekle kaybettiğine yan Sevme bir daha izinsiz! Herkes gayet mutlu sensiz Tekrarı olmasın, budur ahdım Yeterince net oldu mu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ah be abim, iş mi bu yaptığın?<br />
Sevdin diye kendini adam sandın.<br />
Sevdiğinin kalbini kırmaktaki hünerin,<br />
Başka kimde var, bilemedim.</p>
<p>Diyor ki, &#8220;bu ne cesaret, anlamadım&#8221;<br />
Bilmez ki, korkundan titredin<br />
Ettin bir çuval inciri ziyan<br />
Bir çiçekle kaybettiğine yan</p>
<p>Sevme bir daha izinsiz!<br />
Herkes gayet mutlu sensiz<br />
Tekrarı olmasın, budur ahdım<br />
Yeterince net oldu mu Muradım?</p>
<p>Her canın yandığında oldun başımıza şair<br />
Yaşamadığın daha neler var aşka dair<br />
Sen üzülme yine, belki affeder<br />
Sabret, bu da gelir bu da geçer</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/cicegin-ettigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yetişemediklerim</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/yetisemediklerim/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/yetisemediklerim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2009 07:03:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/tr/?p=105</guid>
		<description><![CDATA[3 gün önce değerli müzikolog Etem Ruhi Üngör&#8217;ü kaybettik. Kendisiyle bizzat şerefine nail olamamıştım ancak tanışmak için fırsat kolluyordum. Bu düşünceler içerisindeyken vefat haberini almak ve internette vefat haberlerini incelerken cenazesinin sokak ortasında saatlerce bir çarşaf altında bekletildiğini belgeleyen fotoğrafını gördüğümde bir kez daha insanlığa lanet okudum. Etem Ruhi Üngör, 87 yaşına kadar müzikle ilgilenmiş, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>3 gün önce değerli müzikolog Etem Ruhi Üngör&#8217;ü kaybettik. Kendisiyle bizzat şerefine nail olamamıştım ancak tanışmak için fırsat kolluyordum. Bu düşünceler içerisindeyken vefat haberini almak ve internette vefat haberlerini incelerken cenazesinin sokak ortasında saatlerce bir çarşaf altında bekletildiğini belgeleyen fotoğrafını gördüğümde bir kez daha insanlığa lanet okudum.<span id="more-105"></span></p>
<p>Etem Ruhi Üngör, 87 yaşına kadar müzikle ilgilenmiş, dünyanın en uzun soluklu dergisi olan Musiki Mecmuası&#8217;nı bizzat neşretmiş, 700 küsür parçalık müthiş bir enstruman koleksiyonu sahibi, &#8220;101 Türk Büyüğü&#8221; listesinde adı geçen güzide bir şahsiyetti. Ve bu değer, elimizden okyanusa kayıp düşen bir inci gibi göçüverdi.</p>
<p>Hayatta dünya gözüyle görmek istediğim, atmosferinden faydalanmak, tecrübesine, duruşuna ve şahsiyetine şahit olmak istedim nice şahsiyet birer birer göçüp gidiyor. Hep birşeylere geç kalmaktır ya derdimiz, ben de o büyük dertten muzdariplerdenim. Barış Manço&#8217;nun vefatında da benzer duygular sarmıştı beni. Vefat anında tanımadığım ancak daha sonra farkettiğim bazı değerler için de aynı hüznü duymuşumdur. Bekir Sıtkı Sezgin, Cinuçen Tanrıkorur, Ahmet Yüksel Özemre, Ahmet Kabaklı ve diğerleri&#8230; Sağlığında tanıyamamış olduğuma üzüldüğüm şahsiyetler&#8230;</p>
<p>Evet, 3 gün önce bir yıldız daha kaydı. Allah taksiratını affetsin, mekanını cennet eylesin. İnşaallah &#8220;yetişemediklerim listem&#8221; daha fazla kabarmaz&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/yetisemediklerim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tereddüt</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/tereddut/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/tereddut/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 May 2009 12:59:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıksız aşk]]></category>
		<category><![CDATA[şiir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/tr/?p=86</guid>
		<description><![CDATA[Dün akşam Melihat Gülses&#8216;in konserindeydik. Harikulade bir konser daha seyrettik, ancak buraya not düşmek istediğim şey henüz konser değil. Konserdeki eserlerden birinin sözleri. Aynı zamanda İlk İstiklal Marşı&#8216;nın da bestecisi olan Alif Rıfat Çağatay&#8216;ın Nihavend makamındaki bestesinin aşağıdaki beni etkileyen sözleri Orhan Seyfi Orhon&#8216;a ait. Aşkını sevdiğine açmaktaki tereddüt, sevdiğinin hiddetinden duyulan çekince ve bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dün akşam <strong>Melihat Gülses</strong>&#8216;in konserindeydik. Harikulade bir konser daha seyrettik, ancak buraya not düşmek istediğim şey henüz konser değil. Konserdeki eserlerden birinin sözleri. Aynı zamanda <strong>İlk İstiklal Marşı</strong>&#8216;nın da bestecisi olan <strong>Alif Rıfat Çağatay</strong>&#8216;ın Nihavend makamındaki bestesinin aşağıdaki beni etkileyen sözleri <strong>Orhan Seyfi Orhon</strong>&#8216;a ait. Aşkını sevdiğine açmaktaki tereddüt, sevdiğinin hiddetinden duyulan çekince ve bu tereddütün verdiği elem ve hiddet korkusu arasındaki gidiş geliş sanırım ancak bu kadar hoş ifade edilebilirdi. Şarkının ve şiirin adı &#8220;<strong>Tereddüt</strong>&#8220;:<br />
<span id="more-86"></span><br />
Tereddüt</p>
<p>Sarahaten, acaba, söylesem darılmaz mı?<br />
Darılmak adeti, bilmem ki çapkının naz mı?<br />
Desem ki: &#8220;Ben seni&#8230;&#8221; yok dinlemez ki&#8230; hiddet eder.<br />
Niçin? Bu sözde ne var? Sanki hiddet etse ne der?<br />
Desem ki: &#8220;Ben, seni pek&#8230;&#8221; Ya kızar konuşmazsa?<br />
Derim: &#8220;Bu çektigim insaf edin, eğer azsa?&#8221; &#8230;<br />
Desem ki: &#8220;Ben, seni pek çok&#8230;&#8221; hayır, kızar, bilirim;<br />
Tereddüdüm, acebâ, hiddetinden az mı elim?<br />
Desem ki: &#8220;Ben seni pek çok&#8230;&#8221; Sakın gücenme emi?<br />
&#8220;Sakın gücenme, eğer anladınsa sevdiğimi&#8221;</p>
<p>Orhan Seyfi Orhon</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/tereddut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ölüm ve Rüya Arasında</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/olum-ve-ruya-arasinda/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/olum-ve-ruya-arasinda/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2009 13:24:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>
		<category><![CDATA[hikaye]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/tr/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[Bugün bilgisayarımda eski dokümanlarımı karıştırırken 17 yaşımdayken yazdığım bir hikaye dikkatimi çekti. Tam tarihini hatırlamadığım bu hikayeyi, öleceğimi sandığım bir gece yazdığımı hatırlıyorum. İnsan bunca yıl sonra, çok yoğun yaşadığı bir hissin kırıntılarına şahit olduğunda garip hislere bürünüyor. Edebi açıdan ve kurgu açısından çocukça belki ama, en azından o zamanki bir çocuğun psikolojisini görebilmek adına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün bilgisayarımda eski dokümanlarımı karıştırırken 17 yaşımdayken yazdığım bir hikaye dikkatimi çekti. Tam tarihini hatırlamadığım bu hikayeyi, öleceğimi sandığım bir gece yazdığımı hatırlıyorum. İnsan bunca yıl sonra, çok yoğun yaşadığı bir hissin kırıntılarına şahit olduğunda garip hislere bürünüyor. Edebi açıdan ve kurgu açısından çocukça belki ama, en azından o zamanki bir çocuğun psikolojisini görebilmek adına ilginç bir hikaye. Aşağıda bu hikayeyi noktası-virgülüne dokunmadan paylaşıyorum. Tahmin edebileceğiniz üzere &#8220;Murat&#8221; dışındaki isimler gerçek değil.<br />
<span id="more-77"></span></p>
<p>***</p>
<p>Gecenin yarısında ve aynı zamanda uykusunun da yarısında, aniden uyanıverdi Murat. Sanki birisi çağırıvermişti onu. Kalktı, etrafına şöyle bir bakındı. Bakışları sanki hiç uyumamış gibiydi. Ani bir hareketle odasının hemen yanındaki telefona yöneldi. Aklına birden bir telefon numarası geldi ve araması gerektiğini düşündü. Neydi, eee, 2, 8&#8230; Evet, evet! Hatırlamıştı. Bu sınıf arkadaşı Bilge’nin telefon numarasıydı. Hemen çevirdi&#8230;</p>
<p>Bilge, hem telefona yakın olduğu için, hem de uykusu hafif olduğu için hemen uyanıverdi. Normalde bir insanın böyle bir durumda hemen aklına arayanın kim olduğu, kötü bir haber olup olmadığı gelmesine rağmen, Bilge’nin aklına ilk gelen şey telefonu açmak oldu. Çok uykusu vardı. Öyle ki; gözlerini henüz doğru düzgün açamamıştı bile. Telefonu açtı;</p>
<p>-Alo&#8230;<br />
-Alo, Bilge. Ben Murat.<br />
-Aa, Murat, sen misin? Hayrola bu saatte.<br />
-Bilge sana çok önemli bir şey söylemem gerekiyor.<br />
-Buyur, dinliyorum.<br />
-Bilge bak. Eğer ben senden önce ölürsem, lütfen kendini benim için yıpratma olur mu?<br />
-O ne biçim söz öyle Murat! Neler diyorsun sen!<br />
-Boş ver şimdi. Dediklerimi anladığını umuyorum. Hadi iyi uykular.<br />
-Sana da&#8230;</p>
<p>Bilge hemen yattı. Murat ise hâlâ birisi ona sesleniyormuş gibi etrafına bakındı ve biraz sonra o da yattı&#8230;</p>
<p>Murat’ın annesi sabah erkenden kalkarak mutfağa yöneldi. Saat 7:30 civarıydı. Kahvaltı hazırlaması gerekiyordu. Çünkü Murat’ın bugün dershanesi vardı. Güzel bir çay demledi, iki yumurta kırdı, birkaç reçel koydu sofraya. Murat’ı uyandırmak için Murat’ın odasına yöneldi. İçeri girdiğinde gördüğü manzara karşısında ürktü. Çünkü Murat üstü ve gözleri açık bir şekilde boylu boyunca yatıyor ve hiç hareket etmiyordu. Annesi Murat’a biraz yaklaştı ve bağırarak kendini yere attı. Eşinin çığlığıyla uyanan babası hemen yatağından fırladı. Bu arada aynı odada yatan kardeşleri de uyanmıştı. Babası Murat’a yaklaştı ve kulağını Murat’ın kalbine götürdü. Ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Evet Murat’ın kalbi 17 sene sonra duruvermişti. Evde Murat dışında herkes ağlıyordu.</p>
<p>Yarım saat sonra kendine gelen baba hastaneyi ve akrabalarını aradı. 10 dakika içinde bir ambulans gelip Murat’ı aldı. Ambulansta hemen ölüm teşhisi kondu.</p>
<p>Yarım saat sonra da Murat’ın sınıf arkadaşı, aynı zamanda dershane arkadaşı Serhat evi aradı. Murat’ın dershaneye geç kaldığını söylediğinde babasından aldığı cevap onu şok etmişti. Haberi hemen dershanedeki diğer arkadaşları İsmail, Mahmut ve Okan’a iletti. Onlar da bu ani haber karşısında şok olmuşlardı. Zaten hangi ölüm haberi ani değildi ki?</p>
<p>Murat’ı sedyeyle morga doğru götürüyorlardı. Birkaç akraba şimdiden orada hazırdı. Sedyeyi götüren görevliler yanlışlıkla sedyeyi sedye yolundan geçirmek yerine merdivenlere doğru sürünce, sedye kontrollerinden çıktı ve zıplayarak bir alt kata kadar indi. Şükür ki Murat’ın cesedi yere düşmemişti. Sadece zıplamanın etkisiyle ters dönmüştü. Akrabalar bu manzara karşısında attıkları çığlıklarla acılarını gösterdiler. Hemşire hemen Murat’ın yanına koştu. Ama o da ne? Murat’ın sırtında bir hareketlenme vardı. Evet, evet. Yanlış görmüyorlardı. Murat kolunu kaldırmaya çalışıyordu. Belli ki, sedyenin düşerken Murat’a uyguladığı sarsıntı Murat’ın kalbinin yeniden çalışmasını sağlamıştı. Bu sefer de bir çığlık hemşireden geldi. Fakat bu sevinç çığlığıydı. Bu çığlığı duyan akrabalar Murat’ın başını kaldırdığını görünce kimisi bayıldı, kimisi sevinçten daha hızlı ağlamaya başladılar&#8230;</p>
<p>Ertesi gün yani Pazartesi günü okul günüydü. İstiklal Marşı ve okul müdürünün konuşmasından sonra bütün sınıflar içeriye girdi. Murat’ın sınıfı da içeriye girmişti. Başkan yoklamayı yapmaya başladı. Sınıfta gelmeyen sayısı dörttü. Murat’ın yanı sıra Serhat, Mahmut ve Okan da yoktu sınıfta. Derken neşeli sınıfa oldukça kederli ve hüzünlü bir yüz ifadesiyle Serhat ve arkasından aynı yüz ifadesine bürünmüş Okan ve Mahmut girdiler. Hepsi ağlamaklı bir ifadeyle bakıyorlardı. Bilge durumdan şüphelenmişti. Okan’a;</p>
<p>-“Ne oldu Okan? Neyiniz var?” diye sordu. Okan;<br />
-“Serhat birazdan söyleyecek” dedi.<br />
-“Yoksa Murat’a bir şey mi oldu?” dedi Bilge.<br />
-Çatlama işte, Serhat söyleyecek dedik.</p>
<p>Serhat birden toparlandı, tahtanın önüne geçti ve seslendi;</p>
<p>-“Arkadaşlar!”</p>
<p>Sınıftan çıt çıkmıyordu.</p>
<p>-“Maalesef size kötü bir haberim var.”</p>
<p>Bilge endişelenmeye başlamıştı.</p>
<p>- “Murat geçen akşam vefat etmiş&#8230;”</p>
<p>Bu sözle bütün sınıf ayaklanmıştı. Bilge, Okan ve birkaç kız gözyaşlarına hakim olamamıştı.</p>
<p>“Nasıl olmuş?” sorusuna Serhat;</p>
<p>- “Cumartesiyi Pazara bağlayan gece aniden uyanmış, bir telefon görüşmesi yapıp tekrar yatmış. Sabaha yatakta cesedini bulmuşlar. Sanırım kalp krizi imiş.”</p>
<p>Bunu duyan Bilge ağlama sesini daha da arttırmıştı. Bazen yanındaki Esra’ya sarılarak, bazen de sıraya kapanarak, bağırarak ağlıyordu. Okan da kendisini tutamıyor ağlıyordu. Bilge ağlayışları esnasında arkasında bir elin saçlarını okşadığını hissetti. Fakat yavaşça arkasına dönüp baktığında hiç kimse olmadığını fark etti. O acıyla hiç bir şey düşünemeden ağlamasına devam etti. Sınıf yastaydı.<br />
Okulda bütün bunlar olurken, Murat ise hastahanede kendi odasında akrabalarıyla sohbet ediyordu. Aklına birden sınıf geldi. Acaba okula haber verse miydi? Fakat nasıl olsa yarın okula gidebilecekti. Bu nedenle gerek duymadı.</p>
<p>Akşam olup Murat eve taşındığında evde iğne atsanız yere düşmeyecek şekilde bir kalabalık vardı. Murat’ın ölüm haberini duyan herkes akın akın Murat’ın evine geliyordu. Bütün herkesin hedefi de tabii ki Murat’tı. Herkes Murat’a ölü geçirdiği andan neler hatırladığını soruyordu. Murat’sa her sorana defalarca bir şey hatırlamadığını söylüyordu.</p>
<p>Murat’ın sağ olduğunu gören bir çok akraba evi terk etmişlerdi. Fakat yolu uzak olanlar ve birinci dereceden akrabalar o geceyi Muratlarda geçireceklerdi. Murat da ertesi günü okula gitmek istediğini söyleyerek erkenden yattı.</p>
<p>Sabahleyin Murat büyük bir kalabalık eşliğinde kaldırıldı. Harika bir kahvaltı ve bolca harçlıkla yola çıktı Murat. Fakat geç kalmıştı. Hem de oldukça geç. Ancak üçüncü derse yetişebilecekti. Ama olsundu. Nasıl olsa bahanesi vardı. O geçen gün ölmüştü.</p>
<p>Murat bu düşünceler içerisinde okula doğru gelirken sınıfta yas devam ediyordu. İlk iki ders Beden Eğitimi olmasına rağmen kimse ders yapmamıştı. Murat’ın sırası çiçekler ve Murat’a notlarla doluydu. Üçüncü ders Edebiyat Tarihi’ydi. Ders öğretmeni haberi alınca ders yapmaktan vazgeçti ve Murat hakkında konuşulmaya başlandı. Sevgi ona karşı yaptığı yanlışlıklardan çok pişman olduğunu söylüyor, yanındaki Melda da Hazırlık sınıfında Murat’la aralarındaki sıkı dostluktan bahsediyor, sınıfın diğer kalan üyeleri de tek tek Murat’la olan konuşmalarını ve ufak da olsa anılarını anlatıp duruyorlardı. Dersin yirmi dakikası geride kalmıştı. Birden kapı çalındı. Öğretmenin gel sesine cevap gelmedi. Yine kapı çalındı bu sefer öğretmen gel demek yerine kapıya gitti. Kapıyı açtı ve duvarın hemen yan tarafında duran Murat’ı gördü.</p>
<p>Öğretmen gayet şaşkın bir ifadeyle:</p>
<p>-“Murat, sen ölmedin mi? Sınıfta herkes seni öldü biliyor” dedi.<br />
-Evet hocam. Gördüğünüz gibi ölmedim. Demek ki yapmam gereken birkaç şey daha varmış.<br />
-Şimdi ne yapacaksın? İstersen bir arkadaşlarına görün.<br />
-Görüneceğim ama, acaba birden sınıfa girmem iyi olur mu?<br />
-Doğru söylüyorsun. Sınıf perişan halde. Eğer birden içeri girersen, kötü şeyler olabilir.<br />
-Ne yapalım dersiniz hocam?<br />
-Bilmem ki. Sen arkadaşlarını daha iyi tanıyorsun. Onlara nasıl alıştırarak söyleyebiliriz?<br />
-Hocam, ben size maceramı anlatayım. Siz içeride bunu yavaş yavaş aktarın. Bitince de beni sınıfa alırsınız. Nasıl olur?<br />
-“Güzel fikir, sen bana anlat hemen” dedi hoca ve bütün hikayeyi dinledi. Daha sonra sınıfa girdi ve konuşmaya başladı:<br />
-Çocuklar, size çok hoş bir olay anlatacağım</p>
<p>&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;&#8230;.</p>
<p>Murat, Bilge’nin de istemesi üzere olay anında hatırladığı tek şey olduğunu söylediği rüyayı anlatmaya başladı:</p>
<p>- Pazartesi günüydü. Annem beni yataktan kaldırdı. Fakat yüzü oldukça solgundu. “Neyin var anne?” dedim. “Bilmiyorum” dedi. Sonra kahvaltı yaptım. Fakat geç kalmıştım. Sınıfa beş-on dakika geç girebilecektim. Yola çıktım. Yolculuk o kadar zevkli gelmişti ki anlatamam. Adeta uçuyordum. Okulun önünde indim. Minibüse para vermeyi de unutmuşum. Okulun dış kapısı kilitliydi, üzerinden atlayıp geçtim. Ama öyle bir sıçradım ki, bir an kanatlandığımı zannettim. Okula girdim. Sınıf kapısının önüne geldim. İçerden çok ses geliyordu. Kapıya vurup girdim. Fakat hızlı vuramadım herhalde ki, hiç ses çıkmadı. Öğretmenden özür dileyip yerime yönelmiştim ki, sınıfın durumu dikkatimi çekti. Herkes çok üzgün görünüyordu. Sana neler olduğunu sormak için yaklaştım. Başın sıradaydı. Belli ki ağlıyordun. İkinci kez yanımda ağlıyordun. Neler olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Saçını okşadım, başını kaldırıp şöyle şaşkınca bana baktın. Fakat sanki beni görmemiş gibiydin. Hiçbir tepki vermedin. O sırada gözlerimi açtım ve tam karşımda amcamın oğlu vardı. İşte bu kadar&#8230;</p>
<p>Bu anlatılanlar Bilge’yi yine gözyaşlarına boğmuştu. Fakat bu sefer Murat da ağlıyordu. Ah, neler olduğunu bir anlayabilseydi&#8230;.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/olum-ve-ruya-arasinda/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Oku-dum-da</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/oku-dum-da/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/oku-dum-da/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 17 Aug 2008 15:20:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>
		<category><![CDATA[mezuniyet]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilik]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/tr/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[- Bitti Murat, hayırlı olsun&#8230; - Emin misin abi, bir eksik falan olmasın? - Yok, bütün notların tam. Belgelerini getir, mezuniyet belgeni verelim&#8230; Fotoğraf çektir, oraya buraya imza attır ve kimliğini teslim et&#8230; Bu ana kadar pek inandırıcı gelmiyordu. &#8220;Kesin bir problem çıkacak, biraz daha beklemek zorunda kalacağım&#8221; diyordum hep içimden. Bundan 1 ay kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>- Bitti Murat, hayırlı olsun&#8230;</p>
<p>- Emin misin abi, bir eksik falan olmasın?</p>
<p>- Yok, bütün notların tam. Belgelerini getir, mezuniyet belgeni verelim&#8230;</p>
<p>Fotoğraf çektir, oraya buraya imza attır ve kimliğini teslim et&#8230; Bu ana kadar pek inandırıcı gelmiyordu. &#8220;Kesin bir problem çıkacak, biraz daha beklemek zorunda kalacağım&#8221; diyordum hep içimden. Bundan 1 ay kadar önce son dersimden geçtiğimi bana telefonla haber veren arkadaşa da çok inanamamıştım. Ama yıllardır cüzdanımdan ayırmadığım kimliğimi teslim etmek kafamı dank ettirdi. 20 yıllık öğrencilik hayatım sona eriyordu. Sevinmeliydim sanırım ama pek sevindiğim söylenemez. Hani utanmasam, &#8220;üzüldüm&#8221; bile diyeceğim&#8230;<br />
<span id="more-65"></span><br />
4 yıl önce mezun olan sınıf arkadaşlarımdan 2 kat fazla okumuş olmama rağmen, mezuniyet belgesinde bu durumun kayıt ve mezuniyet tarihleri arasında yapılacak çıkarma işleminden çıkan sonucun büyüklüğü dışında bana birşey kazandırmamış -veya kaybettirmemiş- olması ilginç gelmişti. Evet, ben de üniversite mezunuydum artık, herkes sevinebilirdi&#8230;</p>
<p>Ama ben sevinemedim. Sevinmek için de elimde az şey vardı aslında: Okulu bitiremediğimde fazladan yapmak zorunda kalacağım askerlik süresinden yırtmış olmak, ailemin üniversite mezunu bir çocuk sahibi olmasından kazandıkları iç ferahlığı ve toplumda üniversite mezunu sıfatını alabilmenin verdiği sahte güç. Ama üzülmek için daha çok sebebim var gibiydi: Bir kere artık öğrenci değildim. Bu basit birşey değil, çünkü ben bu ana dek &#8220;hep&#8221; öğrenciydim. Kendimi bilmediğim dönemlerden beri bir öğrenciydim. Artık &#8220;öğrenci değilim&#8221;. Neyim? Bilmem, sadece öğrenci değilim. Garip&#8230; Sonra, artık kafama estiğinde öğrencisi olduğum üniversitenin hocalarına gidip soru sorma şansım yok. Bunun için artık bir mazeret sunmalıyım. Ama şimdiye dek buna ihtiyacım yoktu, &#8220;şu bölümün öğrencisiyim&#8221; deyip, istediğim kişiye soru yöneltebiliyordum. Öğrenci olmanın başka avantajları da vardı; öğrencilerden beklentiler az olur, okulunda başarılıysan başka yapman gereken birşey yoktur. Başarılı değilsen de her zaman düzeltmek için ümit vardır. Öğrenci olmak her yerde otomatikman indirim hakkı kazandırır. Bir çok yere girip çıkmakda &#8220;basın kartı&#8221; sahibi olmak gibi bir güçtür bir üniversite öğrencisi olmak. Çevrende bir sürü işsiz-güçsüz, ama zeki ve dinamik insan bulunmasının verdiği güçle her zaman yeni bir maceraya atılma şansın vardır. Öğrenci evinde kalırsın, masrafın azdır, komşularla aran iyiyse sana yemek bile yaparlar&#8230;</p>
<p>Velhasıl-ı kelam; öğrenci olmak pek de fena birşey değilmiş, bunu bildim. Tabi bir çok şeyde olduğu gibi bunda da kadir kıymet elden gidince anlaşıldı.</p>
<p>Başka şeyler yazacaktım, yine olmadı. Hep böyle oluyor; başlıyorum, yazarken çark ediyorum. Çoğu yazım da bu yüzden sonuna gelemeden çöp bidonuna gidiyor. Bu üniversite ve mezuniyet meselesi daha çok yazı mevzusu olur. Ümid edilir ki sonu getirilebilen ve paylaşılabilenlerden olsunlar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/oku-dum-da/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Musiki İnkılabı&#8217;na mizahcı bakışı: Mutlu Ol! Bu Bir Emirdir</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/musiki-inkilabina-mizahci-bakisi-mutlu-ol-bu-bir-emirdir/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/musiki-inkilabina-mizahci-bakisi-mutlu-ol-bu-bir-emirdir/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Mar 2008 08:26:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>
		<category><![CDATA[kısa film]]></category>
		<category><![CDATA[sanat]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[türk müziği]]></category>
		<category><![CDATA[video]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/yazi/musiki-inkilabina-mizahci-bakisi-mutlu-ol-bu-bir-emirdir/</guid>
		<description><![CDATA[Sosyal altyapısı çok öncelere, ta Dede Efendi zamanlarına dayanan, ancak toplumsal etkilerinin Cumhuriyet&#8217;in kuruluş dönemlerinde daha bariz olarak hissedildiği, Batı Müziği&#8217;nin el üstünde tutulmaya başlanıp, Türk Müziği&#8217;ninse hor görülmeye başlanmasıyla, bir dönem sanat hayatımıza damga vuran &#8220;Musiki İnkılabı&#8221; sürecinin sancılarını ve yansımalarını hâlâ üzerimizden atabilmiş değiliz. Bütün sistemlerin tekrar elden geçirildiği Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sosyal altyapısı çok öncelere, ta Dede Efendi zamanlarına dayanan, ancak toplumsal etkilerinin Cumhuriyet&#8217;in kuruluş dönemlerinde daha bariz olarak hissedildiği, Batı Müziği&#8217;nin el üstünde tutulmaya başlanıp, Türk Müziği&#8217;ninse hor görülmeye başlanmasıyla, bir dönem sanat hayatımıza damga vuran <strong>&#8220;Musiki İnkılabı&#8221;</strong> sürecinin sancılarını ve yansımalarını hâlâ üzerimizden atabilmiş değiliz. Bütün sistemlerin tekrar elden geçirildiği Cumhuriyet&#8217;in ilk yıllarında, bu yaklaşım da, bir devrim olarak kendini göstermiş ve tarih kitaplarında yer edinmiştir. <strong>Müzik Devrimi</strong> diye tabir edilen devrim, bakın bize üniversitede okutulan bir İnkılap Tarihi kitabında nasıl tanımlanıyor:</p>
<p>&#8220;Türk Devrimi, en zor mücadelelerinden birisini de, müzik eğitimi alanında vermiştir. <strong>Milleti uyuşukluğa, bezginliğe sürükleyen Arap-Bizans karması müziğin</strong> yıkılması, yerine dinamik, çağdaş Milli Türk müziğinin getirilmesi gerekiyordu. Bu amaca ulaşmak için, 1925&#8242;te açılan Dar-ül Elhan&#8217;da 1928 tarihinden itibaren bu tür müzik türü yasaklanmıştır.&#8221;<br />
<span id="more-47"></span><br />
<strong> &#8220;Milleti uyşukluğa, bezginliğe sürükleyen Arap-Bizans karması müzik&#8221;</strong> ile <strong>Dede Efendi</strong>&#8216;nin, <strong>Itrî</strong>&#8216;nin müziğinin kastedildiğini bilmem hatırlatmaya gerek var mı? Tabi, bu yasaklama devrimin bir yönü, ancak Musiki İnkılabı&#8217;yla ilgili küçük bir araştırma yapan herkes görecektir ki, Türk Müziğinin radyolarda ve umuma açık yerlerde çalınıp söylenmesi de <strong>1 yıl 9 ay</strong> kadar bir süreyle yasaklı kalmıştır. Tabi bu yasak ve fikriyatın yansımaları Türk Müziğine ve musikişinaslarına bakış açısındaki aşağılama ile kendini uzun yıllar göstermiştir. Devrin nadide musikişinasları, uzun süreler sahne alamamış, hor görülmüş, ancak özel meclislerde çalıp söyleyerek müzik çalışmalarına devam edebilmişlerdir. Bazı musikişinaslar, hayatını idame ettirebilmek adına, <strong>meyhanelerde</strong> icra etme yolunu tutmuş, bazıları ise çareyi <strong>zorlama Batı Müziği uyarlamaları</strong> yapmakta aramıştır. Hatta <strong>arabesk müziğin doğuşu</strong> bir çok kişi tarafından bu yasağa bağlanmıştır. Zira bu süreçte <strong>Batı Müziği dinlemek istemeyen halk</strong>, kendi sevdiği müziklere daha çok benzeyen <strong>Mısır radyolarını</strong> dinlemeye başlamış ve zamanla da bu müziği benimsemiştir.</p>
<p>Cumhuriyet&#8217;in kuruluş aşamasındaki her uygulamayı ve fikri eleştirmek gibi, Musiki İnkılabını eleştirmek de, bir çok kişi tarafından, Atatürk&#8217;ü ve Cumhuriyeti eleştirmekle eşdeğer tutulduğundan, bu konuda eleştirel birşeyler söylemek, malesef cesaret isteyen bir iştir. Musiki İnkılabıyla ilgili bir doktora tezi araştırması yapmayı düşünen bir arkadaşıma, müziğimizin yaşayan nadide hocalarından <strong>Alâeddin Yavaşça</strong>, &#8220;Ben yaşımı başımı almışım, bu konuda ben birşeyler söylesem benim için çok birşey ifade etmez. Ancak sen daha gençsin. Bu konuda birşeyler yazmakla <strong>bir çok şeyi göze almak zorundasın</strong>&#8221; diyerek uyarmıştı.</p>
<p>Bu aralar internette popüler olan bir kısa film var. <strong>Sinan Çetin</strong>&#8216;in &#8220;<strong>Mutlı Ol! Bu Bir Emirdir</strong>&#8221; adlı kısa filmi işte tam bu konuya mizahi açıdan bir parmak basıyor. Aşağıda seyredebileceğiniz kısa film, bu uzun süreci birkaç dakikada özetleyebilecek, belki biraz abartılı ama yerinde bir eleştiri getiriyor. Tabii, bu film bu kadar beğenilip ilgi görünce, birileri hemen konuyu siyasi ve ideolojik ortamlara çekip, yönetmeni <strong>Cumhuriyet rejimini tenkid etmekle</strong> itham etmekten geri kalmadı.</p>
<p>Filmde alay edilen <strong>ne Cumhuriyettir, ne de bir kaç şahsiyettir</strong>. Alay edilen, İnkılap Tarihi kitaplarına dahi giren, yukarıda verdiğim bir pasajdaki fikriyattır. Hâlâ sanat dallarını, çeşitlerini birbirine <strong>üst ve alt gören zihniyette</strong> bir çok insan var. &#8220;Resim 2, heykelse 3 boyutlu. O zaman heykelcilik, resme göre daha kaliteli bir sanattır&#8221; der gibi, <strong>tek sesli müziğimizi, çok sesli müzik karşısında aşağılayanlar</strong>, malesef cahil insanlar da değillerdir.</p>
<p>Bu meyanda, Sinan Çetin&#8217;in bu eleştirileri göze alarak böyle bir kısa film çekmesinden ötürü kendisini tebrik ediyorum. Bu tartışmalar Cumhuriyet veya Atatürk üzerinden yürütüldüğü sürece <strong>hiçkimseye bir faydası olmayacak</strong>, bilakis zarar verecektir. Ama yakın tarihimizde ve &#8220;hâlâ&#8221; vaki olan bir durumu tartışmak, üzerine akl-ı selim biçimde kafa yormak da üzerimize vazifedir. &#8220;Hepsi&#8221; demek yerine &#8220;O mu, bu mu&#8221; diye bir tercih zorlamasıyla karşılaşınca &#8220;hiçbiri&#8221;nden anlamıyoruz ve <strong>&#8220;hayat damarlarımızdan biri komuş&#8221;</strong> oluyor. Bu yanlıştan dönülmesi ümidiyle&#8230;</p>
<p><strong>Not:</strong> Musiki İnkılabı konusunda okumalarım ve araştırmalarım devam ediyor. Aslında etraflıca bir araştırma yazısı yazmak için bekliyordum ancak bu kısa film etrafında dönen tartışmalar hakkında fikrimi yazma ihtiyacı hissettim. İnşaallah yakın zamanda daha ayrıntılı bir araştırma yazısı kaleme alabilirim.</p>
<h3>Daha fazla okuma</h3>
<ul>
<li><a href="http://www.musikidergisi.net/?p=214">Musiki İnkılabı üzerine &#8211; Dr. Ayhan Sarı</a></li>
<li><a href="http://www.alaeddinyavasca.com/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=27&amp;Itemid=36">Devletin Sırtı Hâlâ Türk Müziğine Dönük &#8211; Alâeddin Yavaşça</a></li>
<li><a href="http://arsiv.zaman.com.tr/2002/03/03/yazarlar/cembehar.htm">Sanat / kültür / devrim &#8211; Cem Behar</a></li>
<li><a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=cts&amp;haberno=6917">Terk edemediğimiz halka güzellik taşıma sendromu &#8211; Orhan Tekelioğlu</a></li>
</ul>
<div><object height="355" width="100%"><param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/Qbbp8ac8ROQ&amp;hl=en"></param><param name="wmode" value="transparent"></param><embed src="http://www.youtube.com/v/Qbbp8ac8ROQ&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" height="355" width="100%"></embed></object></div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/musiki-inkilabina-mizahci-bakisi-mutlu-ol-bu-bir-emirdir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ev Erkekliği Bölümünden Yüksek Lisans Mezunu Olmak</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/ev-erkekligi-bolumunden-yuksek-lisans-mezunu-olmak/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/ev-erkekligi-bolumunden-yuksek-lisans-mezunu-olmak/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 04 Mar 2008 01:43:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[mezuniyet]]></category>
		<category><![CDATA[öğrencilik]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/yazi/ev-erkekligi-bolumunde-yuksek-lisans-mezunu-olmak/</guid>
		<description><![CDATA[Üniversiteye başlayalı tam 7.5 yıl oldu. Dile kolay, 7.5 yıl! 1. sınıftaki bir hocamı geçenlerde gördüğümde aradan geçen süreyi, hocamızın yüzündeki kıvrımlardan sezince ürperdim. Oturup parmak hesabı yaptım; ben üniversite 1. sınıftayken 35 yaşında olan biri, şu sıralar 43 yaşında oluyor! Ben o zamanlar 18 yaşımdayken, şimdi 26 yaşıma basmaya ramak kalmanın garip hisleri içerisindeyim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üniversiteye başlayalı tam 7.5 yıl oldu. Dile kolay, 7.5 yıl! 1. sınıftaki bir hocamı geçenlerde gördüğümde aradan geçen süreyi, hocamızın yüzündeki kıvrımlardan sezince ürperdim. Oturup parmak hesabı yaptım; ben üniversite 1. sınıftayken 35 yaşında olan biri, şu sıralar 43 yaşında oluyor! Ben o zamanlar 18 yaşımdayken, şimdi 26 yaşıma basmaya ramak kalmanın garip hisleri içerisindeyim.</p>
<p>Aradan geçen süreyi daha iyi anlamak için örnekleri çoğaltmak mümkün ve faydalı: Eğer 4. sınıfta mezun olup 2. bir üniversiteye başlasaydım, şu anda ikinci diplomayı almaya çok yakın olabilirdim. 2. üniversite yerine yüksek lisansa başlamış olsaydım, bu sefer de şu an yüksek lisans mezunu ve doktora için uğraşıyor olabilirdim. Eğer normal sürede mezun olup hemen evlenseydim, şu sıralar belki ikinci evladımı kucağımda tutuyor bile olabilecektim(bunu yaşayan sınıf arkadaşlarım var).<br />
<span id="more-42"></span><br />
Üniversite hayatımın lisans aşamasının iki katına çıkması, bana akademik olarak birşey katmadı malesef, ancak, bu sürede üniversiteler kadar insafsız olmayan hayatın diğer alanlarındaki tecrübeler, bu yılların karşılığında bana birşeyler verdi. 4 yıl da uğraşsam, 8 yıl da uğraşsam aynı diplomayı alıyorum. Fakat gurbette geçen 4 yıllık bekâr hayatıyla, 8 yıllık olanının arasındaki tecrübe farkı oldukça büyük oldu. Sanırım buna sevinmeliyim&#8230;</p>
<p>Dikkat; &#8220;İyi ki üniversiteyi uzattım, herkese de tavsiye ediyorum&#8221; demiyorum. Ancak düşünüyorum ki; bazen bilinçli ve istekli, bazense bilinçsiz ve isteksiz olarak yaşadıklarımız, istediklerimizin bize getireceklerinden daha güzel şeyler getirebiliyor.</p>
<p>Tüm bu düşünceler, geçenlerde elimde cif ve bulaşık süngeri ile, aygazın üzerindeki lekeleri ovalarken geçti aklımdan. 1 saati geçen ovalamam, lekeleri yerinden edemeyince, tüm kimya bilgilerimi gözden geçirme ihtiyacı hissedip, farklı denemeler yaptım. Denemelerimin çözüme katkı sağladığını farkedince de mutfak işleri konusunda, kendimi âvâmın üzerinde hissederek, 8 yıla varan üniversite hayatımın bana hakkıyla bir &#8220;ev erkekliği&#8221; unvanı vermesinin sevinciyle tebessüm ettim. &#8220;Bir aygazı temizledin diye mi tüm bu gurur?&#8221; demeyiniz hemen. Zira bu 8 yılda ev erkekliği nâmına öğrendiğim çok şeyim var:</p>
<ul>
<li>Çoğu kız arkadaşımdan çok daha fazla yemek yapmayı biliyorum. Hatta bilmek bir yana, yemek yapmaya değer verip, zevk bile alıyorum.</li>
<li>Sallama çayla tatmin olmayıp, evimde içtiğim çayı özleyebilen biri olarak, çay demleme konusunda da belli bir yetkinlikte olduğumu söyleyebilirim.</li>
<li>Bir battaniyenin nasıl yıkanacağını daha ilk üniversite yıllarımda tecrübe ettim, kaleme bile almıştım. Çoğu kız bilmez!</li>
<li>İlkinde utana sıkıla pencereye çıkıp kıpkırmızı olsam da, cam silme konusunda da bir çok tecrübem mevcut ve camın varlığının insanda şüphe uyandıracağı düzeyde güzel cam silebilmekteyim.</li>
<li>Düğme dikebiliyorum, yırtık-sökük tamir edebiliyorum.</li>
<li>Beni tek zorlayan şey olsa da, mecbur kalırsam elde çamaşır yıkayabiliyorum.</li>
<li>Çok güzel ütü yaparım.</li>
<li>Halı yıkamak ve yer silmek konusunda da bir çok tecrübem mevcut. Yıkadığım halının üzerine uzanıp yatmanın zevki çok az çimde bulunur.</li>
<li>Bozulan çeşmeler, yanmayan ampüller, çalışmayan elektrik anahtarları, paslanan çamaşır askıları, kapanmayan balkon kapıları, çatlayan pencere camları vb. her tür ev problemine pratik çözümler üretebiliyor, ev arkadaşlarımın bolca hayır dualarını alabiliyorum.</li>
</ul>
<p>Daha saymama lüzum yoktur herhalde. Tüm bunları okuduktan sonra, siz ev erkekliği bölümünde hoca olsanız, bana bölümünüzün diplomasını layık görmez misiniz? Görürsünüz görürsünüz&#8230;</p>
<p>Uzatmalı üniversite hayatımdan, ev erkekliği nişânım da yanıma kâr kalsın. Yakın zamanda, bu nişânıma ihtiyaç kalmaması ümidiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/ev-erkekligi-bolumunden-yuksek-lisans-mezunu-olmak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aşk Evliliği Öldürüyor</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/ask-evliligi-olduruyor/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/ask-evliligi-olduruyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jan 2008 01:43:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>
		<category><![CDATA[aşk]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/yazi/ask-evliligi-olduruyor/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Evlilik aşkı öldürür&#8221; derler; sanki bunlar rakipmiş gibi. Ama gerçekten bir rakipse, hangisinin kazanmasını istemek lazım? Herhalde âşık olmayan azdır şu âlemde. Aşkın tadını az çok almıştır bir çok insan. En azından, üç aşağı beş yukarı neye benzer birşey olduğunu fark etmiştir. Ben de defalarca kez âşık oldum. Birbirinden değerli insanları tanıdım, sevdim. Çok değerli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&#8220;Evlilik aşkı öldürür&#8221; derler; sanki bunlar rakipmiş gibi. Ama gerçekten bir rakipse, <strong>hangisinin kazanmasını istemek lazım</strong>?</p>
<p>Herhalde âşık olmayan azdır şu âlemde. Aşkın tadını az çok almıştır bir çok insan. En azından, üç aşağı beş yukarı neye benzer birşey olduğunu fark etmiştir.</p>
<p>Ben de defalarca kez âşık oldum. Birbirinden değerli insanları tanıdım, sevdim. Çok değerli duygular paylaştım. Hayatıma anlam kazandıran şeylerdi bazen aşklarım, bazense <strong>anlamlarıma hayat veren</strong>&#8230;<br />
<span id="more-39"></span><br />
Benim aşklarım hep evlilik düşüncesiyle birleşikti. Nereden kaynaklandığını tam bilemediğim bir kuvvet, beni evlilik düşüncesine karşı müthiş bir sempatiye çekiyordu. Daha 11 yaşındayken sevdiğim ilk kıza evlenme teklif ettiğimi söyleyeyim, varın gerisini siz anlayayın. Hatta hemcinslerimin rüyalarında bisiklet, atari ve bilumum oyuncakları gördükleri çocukluk yaşlarımda, ben yatağa erkenden girer &#8220;<strong>babalık hayalleri</strong>&#8221; kurardım. Mutlu mesut bir ailem, çocuklarım ve dünyalar güzeli, sadık, zeki ve olgun eşimi düşünür, bu saadet tablosunun verdiği huzurla uykuya dalardım.</p>
<p>Dedim ya, aşklarım evlilik hülyalarımın bir pekiştireci gibiydi. <strong>Eşim aşkım, aşkım eşimdi</strong>. Hani bunu çevremde çok göremediğim için vurguluyorum; insanlar önce sevip sonra evlenmeyi düşünüyor gibiler. Bense önce evlenmek üzerine düşünüp sonra seviyor gibiydim.</p>
<p>Ama birşeyler hep ters gitti. Her ayrılık, bir öncekinden daha yıkıcı olmaya başladı. Her seferinde yorulduğumu hissedip, &#8220;bundan sonraki artık son olmalı&#8221; diye düşündüm. Zaman geçtikçe ve her seferinde birşeylerin ters gittiğini farkettikçe, yeise kapılmaya başladım. O kadar sevgi, onca yıl, onca uğraş, ama yine de olmuyorsa, belki de hakikaten evlilik ve aşk birer rakipdir demeye vardım. Yıllarca &#8220;herşeyimi&#8221; anlatmaktan çekinmediğim dostumla, bir sebeple yollarımızı ayırıp artık yüzüne bile bakamayacak halde olduğumu görünce, &#8220;ne kazandım, ne kaybettim&#8221; diye sorgulamaktan kendimi alamadım.</p>
<p>Ve &#8220;sonuç nedir&#8221; diyeceksiniz; herşeyini hayalindeki müstakbel eşi ve çocukları üzerine planlayan ben, artık &#8220;evlenmeyi&#8221; sorgular oldum. Hayatımı bir evlat yetiştirmek ve iyi bir aile babası olmak yerine, başka şeylere adamak geçti aklımdan.  Her aşkım, bana bir değerli insanı daha kaybettirdiğine göre, artık insan kaybetmeye tahammülü olmayan biri olarak herhalde bu hülyadan vazgeçmeliydim. Kendim arzulayıp onca emek harcadığım bir meselede bu kadar başarısız olabiliyorsam, belki de artık bunun bir hırsa dönüşmesine izin vermemek için vazgeçmeliydim.</p>
<p>İnsanlar bazen en çok ehemmiyet verdikleriyle imtihan olurlar. İmtihanların zor olanları da bunlardır muhakkak. Benim için de bu mevzu zor imtihanlarımdan biri oldu şimdiye dek. Onca idealist düşüncelerle, onca ince eleyip sık dokumaya rağmen hâlâ huzursuz eden bunca tecrübe&#8230;</p>
<p>Ne diyelim; Allah hepimize <strong>hayırlısını</strong> nasip etsin&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/ask-evliligi-olduruyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teröre Karşı İtidal ve Birlik Zamanı</title>
		<link>http://muratcorlu.com/tr/yazi/terore-karsi-itidal-ve-birlik-zamani/</link>
		<comments>http://muratcorlu.com/tr/yazi/terore-karsi-itidal-ve-birlik-zamani/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Oct 2007 06:00:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Murâdî]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://muratcorlu.com/yazi/terore-karsi-itidal-ve-birlik-zamani/</guid>
		<description><![CDATA[Yıllardır pusuya yatmış, sessizce bekleyen terör belamız, sanki bittiğini sanmaya başladığımız bir dönemde, birden kendini hissettire hissettire yine geldi. Ve artık psikolojik baskının had safhaya çıktığı bir döneme kadar geldik. Son dönemlerdeki pervasızca saldırılar, tüm milletimizi çileden çıkarıyor. Ancak, bir dakika&#8230; Birşeyler garip gidiyor! Önce durup dururken(!) bir seçim arefesinde terör belası hortlayıveriyor. Şehit cenazeleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img src="http://muratcorlu.com/depo/icerik/turk_asker.jpg" alt="turk_asker.jpg" align="left" />Yıllardır pusuya yatmış, sessizce bekleyen terör belamız, sanki bittiğini sanmaya başladığımız bir dönemde, birden kendini hissettire hissettire yine geldi. Ve artık psikolojik baskının had safhaya çıktığı bir döneme kadar geldik. Son dönemlerdeki pervasızca saldırılar, tüm milletimizi çileden çıkarıyor.</p>
<p>Ancak, bir dakika&#8230; Birşeyler garip gidiyor! Önce durup dururken(!) bir seçim arefesinde terör belası hortlayıveriyor. Şehit cenazeleri farklı manalara çekiliyor. Ardarda gelen ve hiç de rastlantı olmadığı aşikar suikastlerle sarsılıyoruz. Derken tahrikler artıyor ve Kuzey Irak&#8217;a girmek için hükümete tezkere izni veriliyor. Bu olayın terör örgütünü korkutup, caydırmasını beklerken, onlar daha da umursamaz ve pervasız bir şekilde hem eylemlerini, hem de sözlerini sertleştiriyorlar. Hep bizi engellemeye çalışıyor görünen Amerika, &#8220;girmeyin&#8221; demekten başka birşey yapmıyor. Bu sözler dahi, halkımızı Irak&#8217;a girmek konusunda psikolojik bir baskı altına sokuyor.<br />
<span id="more-32"></span><br />
Evet, bir şeye doğru sürükleniyor gibiyiz. Belki bir operasyon yapmalıyız ve belki yapacağız da. Ama şu anda bu operasyonun zamanlamasına biz değil düşmanlarımız karar veriyor gibi. Halkımız galeyana getirilmeye çalışılıyor. Bazı bölgelerde -malesef- küçük çaplı yanlış yöne kaydırılan eylemler bile yapıldı.</p>
<p>Aslında PKK&#8217;nın Kuzey Irak&#8217;a girmemize bu kadar istekli görünmesi bile durup düşünmemiz için yeterli bir sebep. Doğu illerimizde her yönden birtakım düzelmeler görünmeye başladığı, terör örgütüne desteğin azaldığı bir dönemde o bölgede yaşanacak büyük çaplı ve uzun sürecek bir çatışmanın, zaten son çırpınışlarını yapan PKK için yeni bir umut olacağı görünüyor.</p>
<p>Evet, şimdi dikkatli olma, temkinli olma zamanıdır. Bu operasyon belki yapılmalı, ancak bunun zamanına, şekline biz karar vermeliyiz. Tahriklerle yola çıkmamalıyız. Halkımız da bu konuda itidalli olmalı. Üye olduğum bazı sitelerde halkımız büyük bir galeyan görüntüsü sergiliyorlar ve farkında olmadan terör örgütünün ekmeğine yağ sürüyoruz. Zaten örgütün amacı bizi birbirimize düşürmek, kargaşaya ve paniğe yol açmak. Ancak eminim, tüm bu ağır tahriklere rağmen, milletimiz yine metîn ve kararlı duruşunu koruyacak, birlik beraberliğine kasteden bu kurgunun işlemesine izin vermeyecek ve bu ağır imtihanı da başarıyla geçecektir. Allah yardımcımız olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://muratcorlu.com/tr/yazi/terore-karsi-itidal-ve-birlik-zamani/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
